Istanbul,
Nasıl bir yere
düştüm, kimin koynuna peşkeş çekildim hiç bir fikrim yok. Dünyamda akrep yelkovanı geçiyor, yetimler mutlu, piçler mübah, deniz siyah, gökyüzü kızıl. Bekliyorum tüm çıplaklığımla, yitirdiğim ar damarımla, utanmadan, hatırsız ziyankar bir şekilde seni bekliyorum. Kuzuların boynuzlu, eşşeklerin kanatlı ve insanların duyarlı olduğu bir boyuttayım. Açıyorum gözlerimi, sirkeyle saçlarımı yıkıyor, tırnaklarımı kızıltaşları ile törpülüyorum. Sürüyorum kırmızı rujumu ve çarmıha gerdiğim canımı sana sunuyorum.
Ömrümün büyük ayıbı !! mahremi. Dilimin damağımın hiç tatmadığı, ruhumun, zihnimin, zerremin bilip bilmediği küfürsün. Bana bir ömürlük ziyanı bir günde yaşatan sen ! Anlamadım ki, ödülmüsün yoksa ölümüm mü ?
Evet Istanbul, sana gelen ve yine senden giden ben.
Ve her şeye rağmen, aptallığıma doy(a)mıyorum !